Haberler

Tahrik kuralı – Ferda Koç

“Tahrik” acayip bir söz. Şimdilerde çok revaçta.
Bizde “tahrik”in arkasından ya “galeyan” gelir ya da “cinayet”!
Gecikmedi ikisi de ardı ardına geldi. İzmir'de galeyana geldik, Diyarbakır'da da “çekip vurduk”!

“Onlar” da çok oldular ama!

Kandil'den, Mahmur'dan gelen heyetleri bu kadar coşkuyla karşılamayacaklardı! Neydi o havai fişekler öyle...

“Geliyorum” diyen DTP'nin kapatılması davasını, “şeriatın kestiği parmak acımaz” deyip sineye çekeceklerine “sine-i millete gideriz” demeyeceklerdi!

Biraz sabırlı olmak lazım! En nihayet “Açılım” sürecindeyiz, önce kapatalım ki sonradan açabilelim değil mi ama...

Bu memlekette ezilene karşı uygulanan şiddetin, terörün haklılaştırılmasında “standart” bir mazeret bu “tahrik olma” numarası...

Patronlar, sendikalaşan işçilere saldırmak için “tahrik” bahanesine sığınırlar. Örgütlenen işçi, haktan hukuktan söz edince, patron “işçinin diklenmesinden” tahrik oluverir!

Muhalefet eyleminin “ezilmesi”nin bahanesi de tahriktir. Arama noktasında apış aralarına el atılmasına direnen göstericiler; açılan bir pankart, bir bayrak, giyilen bir giysi, atılan bir slogan polisi tahrik ediverir!

Tacizin, tecavüzün bahanesi de “tahrik”tir. Kadın “bacağını açmış”tır, var olmuştur yani!...

Hepimiz biliriz ki bütün bu olaylarda “saldırma kararı” çok önce alınmıştır. Patron örgütlenen işçiyi işten atacaktır; polis, gösteriyi gaza, jopa boğacaktır; saldırgan, gözüne kestirdiği kadını taciz edecek, tecavüze yeltenecektir...

Saldırma kararı almaya görsünler, herşeyden “tahrik olurlar”. Tahrik olmak için gerekçeler yaratırlar, yalanlar uydururlar, bulur çıkarırlar...

Öyleyse Türkiye'ye özgü bir “Tahrik Kuralı” formüle edebiliriz. “Tahrik” suçlaması, alınmış bir saldırı kararını uygulamaya geçişin işaret fişeğidir.

“Tahrik Kuralı” doğruysa, bu “süreci” bitirme kararı, Mahmur ve Kandil heyetinin sınırdan girişinin ertesi günü alınmış olmalı. Çünkü uydurulmuş ilk “tahrik” sözü “Barış Heyeti”ni karşılama gösterilerinin ardından dile getirildi.

Mahmur ve Kandil'den gelen 30 kişilik heyetin serbestçe Türkiye'ye girmesinin bölgede bir ümit dalgası yaratacağı, bu ümit dalgasının da coşkulu karşılamalarda somutlaşacağı önceden bilinmiyor muydu? Biliniyordu tabii... Gelenlerin ve karşılamaya gidenlerin dahi beklemedikleri bir hız ve kolaylıkla, sınır kapısına gelen bütün heyet üyelerinin Türkiye'ye serbestçe girmelerinin çok önceden kararlaştırılmış olduğu belliydi. Ortaya çıkan coşkulu karşılamalar karşısında aynı gün Başbakan'ın ve İçişleri Bakanı'nın yaptığı açıklamalar, yaşanan coşkunun öngörülmüş olduğunu hissettiriyordu.

Sonra ne olduysa oldu, AKP “tahrik olmaya başladı”.

(Kimse Diyarbakır'da atılan havai fişeklerin “tahrik”inden söz etmesin. 25 yıl süren, onbinlerce insanın öldüğü bir savaşın en fazla etkilediği, acı ve yoksulluk denizinde boğduğu bir şehirde sevinilmeyecekti de nerede sevinilecekti!)

“Tahrik” olduğu söylenen “şehit aileleri”nin gösterilerinde, son derece anlaşılır tepkiler dile getiriliyordu. “Ne yani bizim evlatlarımız boşuna mı öldü?” diye soruyorlardı şehit aileleri.

Kürtlerin “bire kadar kırılması”nın dışındaki herhangi bir çözüm planının bu soruya bir yanıtının olması gerektiği ortada değil midir? Ama AKP hükümeti sanki bu soruyu hiç beklemiyormuş gibi yaptı; DTP'yi “tahrikten kaçınmaya” çağırmaya başladı!

“Tahrik Kuralı”na göre, DTP'nin kapatılmasına “engel olmama” kararı verilmişti...

Olayları bu ışık altında okumayı sürdürürsek, “Tahrik Kuralı”nın her aşamada doğru sonuç verdiğini görürüz.

“Canım onlar da bu kadar yapmayacaklardı”

Ezenin saldırı kararını uygulamaya sokmada kullandığı “tahrik” mazeretini “yenilir yutulur” hale getiren anahtar cümle de işte budur!

Halkın Sesi 95’inci sayıda yayınlanmıştır